Kestane Hasadı


KESTANE

Ağaçtan , satış tezgahlarına;  KESTANE 

Kömürde pişirilen, muhteşem kokan seyyar kestane arabalarını  bilirsiniz. Önünden geçtiğinizde közlenmiş ve kabuğundan dışarı çıkmış o lezzetli kestaneleri,  herkesin alası, yemesi gelir.  Fakat kestanenin  fiyatı nedense bana  hep pahalı gelir. Sanırın İstanbul’da, en son gördüğümde 100 gramı  5 TL idi. Yani kilogramı  50 TL ye geliyor.  Közlenmiş bir kilo kestanenin 50 TL sına satılması sizce de biraz fazla değil mi ?  Yada sizin de öyle düşündüğünüz olmamış mıdır ?  Taze çiğ kestanenin fiyatı ,  pazarda, markette  kalitesine göre kilogramı 15 ila 20 TL arasında değişiyor.  Şimdi bunları neden anlatıyor diye soracaksınız.  Yaklaşık bir hafta önce,  İnegöl’ün Hayriye köyüne yaklaşık traktör yolculuğu ile yarım saat uzaklıktaki,   orman içersinde kalmış asırlık kestane ağaçlarından kestane toplama işine katıldım.  Ve  size kestane nasıl toplanır,  kestane toplamak  kolay  bir iş midir? Kestanenin yukarıda bahsettiğim  fiyatlara satılması normal midir?  Bu konuda kendi yaşadıklarımı, gördüklerimi, çektiğim sıkıntı ve keyif aldığım noktaları anlatacağım.

Öncelikle bölgesine ve hava durumuna göre,  kestane ağaçlarının eylül sonu ile ekim ortalarına doğru arada bir kontrol edilmesi gerekiyor. Kestanelerin yeterli olgunluğa ulaşıp ulaşmadığına bakılıyor. Yeterli olgunluğa ulaşan kestanelerden, ağaç altına bir- iki tane düşmeye başlamış olması,  kestanelerin  toplanma zamanının  gelmiş olduğunu gösteriyor.

  İlk yapmanız gereken şey,  kestane ağaçlarının altını yabani ot, çalı ve dikenlerden temizlemek olacaktır. Biz bunu iki aile beraber yaptık. Bu iş yapabilmek için gerekli olan tırpan , tırmık ve motorlu tırpanı yanımıza alarak,  sabahın  erken saatlerinde , traktörle bozuk orman yolunda zıplaya- zıplaya yaklaşık yarım saatlik bir yol gittik. Dev kestane ağaçlarının olduğu,  eşimin dedesinden kalma “kestanelik” denilen yere geldik . Kestanelikte  yabani otlar,  meşe fidanları ve benzeri çalılar adam boyu olmuş. Bunların zorunlu olarak  temizlenmesi gerekiyor. Aksi halde, ağaçtan yere dökülen kestane tane ve yumaklarını  bu çalıların arasından toplamak oldukça güç olacak. Bir gün boyunca bu çalıları temizledik. Doğrusu pek kolay olmadı . Ama o muhteşem ormanlık alanda , temiz havada çalışmak insanı yoruyor olsa da hiç sıkmıyor.  Hoşuma giden en güzel şey ise,  öğlen vakti mola zamanı kurulan yer sofrasıydı . Bahçeden toplanmış domates-birber yanında peynir –zeytin,  tereyağı  ve benzeri  yiyecekler  ile köy ekmeği . Odun ateşinde, semaverde demlenmiş çay, inanın ki  o anda tüm yorgunluğunuzu unutuyorsunuz.  Bu sofradaki yiyecekler, o anda size her türlü kebaptan veya tatlıdan daha güzel geliyor.

Yaklaşık bir hafta sonra kestane toplama zamanı geldiği ve toplamaya gitmemiz gerektiği bildirildi. Bir gün sonra sabah erken saatte  traktöre binerek,  orman yolunu geçerek,  kestaneliğe vardık.  Fakat bu kez yanımızda tanımadığım bir misafirimiz de vardı. Bu arkadaşın yanında 6-7 metre uzunluğunda birkaç adet ağaçtan sırıklar vardı. Bu arkadaş ;  kestane ve ceviz ağaçlarına çıkarak,  sırıklarla ağaçın meyvelerini sirkeleme işini yapan ve bu konuda uzmanlaşmış, adlarına  “dokumacı” denilen  diğer yakın bir köyden bu iş için gelen,  günlük yövmiye ile çalışan bir emekçiymiş.

Bu arkadaşlar yanlarında getirmiş oldukları 4-5 metrelik merdivenle, devasa ağaçların gövdesine çıkıyorlar. Buradan da ağacın en uç noktalarına kadar  tırmanarak, ellerindeki  sırıkları bu ince ve esneyen  kestane dallarına vurarak dikenli yeşil  kestane yumaklarının yere dökülmesini sağlıyorlar.

Ancak bu iş benim buradan böyle anlattığım kadar kolay bir iş değil. Ben bu sırığı yerde iken kaldırıp ağacın alttaki dallarına vurmayı denedim. Bir iki denemeden sonra kolum yoruldu, bu işi bırakmak zorunda kaldım.  Bu işi yerden metrelerce yükseklikteki  incecik dalların üzerinde ve hiçbir güvenlik önlemi alınmadan yapılması beni çok şaşırttı. Ama bu iş senelerdir hep böyle yapılıyormuş. Köydeki yaşlı kişilerle bu konuda yaptığım muhabbetlerde,  bu  işle uğraşıp ağaçtan düşen ve ölüm yada sakatlıkla sonuçlanan bir sürü vaka olduğunu duydum.  Bu işi yapan arkadaşlar günlük 250 TL yövmiye alıyorlar. Köyde bu işi yapan çok kişi yok tabi. Önceden görüşüp gün alıyorsun.  Bu arkadaşlar  ekmeklerini,  yerden metrelerce yükseklikteki incecik dalların üzerinde,  tabiri caizse kelle koltukta çıkartıyorlar.

Dökülen bu dikenli yumakları elimize takmış olduğumuz,  bu iş için özel eldivenlerle toplayıp küfe denilen büyük sepetlere doldurup,  oradan da sırtımıza alıp traktörün römorkuna  boşalttık. Bu işi yaparken nekadar dikkat edersen et, eline dikenlerin batmasından kurtulamıyorsun. Bazen ağacın altında toplama işi yaparken, yukarıdan  tepene  dikenli bir yumak ta düşebiliyor. Bu da canınızı oldukça acıtabiliyor. Bu arada toplamış olduğun ilk kestane tanelerini ,  yanında götürmüş olduğun bir tencereye koyup , içersine su ilave ediyorsun. Oradan topladığın kuru odunları yakıp üzerine kestane tenceresini koyuyor ve  haşlanmasını bekliyorsun.  Kestane toplama işi devam ederken bu kestanelerde burada su içersinde haşlanıyor. Bu kestane toplama işinin olmazsa olmazı imiş. Mola zamanı geldiğinde oturup kendine  haşlanmış kestane ziyafeti çekiyorsun. Gerçektende bu çok keyif verici bir mola oluyor.  Kestane toplama işi bitince, daha önce kesmiş olduğumuz eğrelti otu denilen bir çalı türünü de  traktöre yüklüyoruz.  Bu bitki, kestanenin  taze olarak saklanması ve daha olgunlaşması için gerekliymiş.

Kestaneleri  eve, bahçeye getirdik. Getirmiş olduğumuz eğrelti otlarından bir kısmını  yere serdik. Bu otların üzerine de dikenli kestane yumaklarını döktük. Kestane yumaklarının üzerine tekrar eğrelti otu örterek her tarafını kapattık. Kestaneler bu haliyle  üzerine yağmur yağana kadar bekledi.  Daha sonra kestaneler olgunlaşmaya, yeşil sert dikenli yumakların rengi karardı ve yumuşadı.  Sanırım  Bu işlem yaklaşık 25-30 gün kadar sürdü. Bundan sonra  tekrar bu dikenlerin içinden kestanelerin çıkartılması işi var. Bu işlemde  yine elle yapılacak.

Bu benim ilk kestane toplama işimdi. Ben senelerdir İstanbul’da satılan kestane fiyatlarından kendimce şikayetçiydim.  Ama şimdi bu fikrim tamamen değişti. Yani bu emeğe aslında fiyat biçilmez.  Allah kimsenin emeğini karşılıksız bırakmasın. Bunu ben yaşadım gördüm. Sanırım bundan sonra  kestane satış tezgahlarına ve fiyatlarına bakış açım farklı olacaktır. Tezgahtaki  o satış fiyatları  beni  hiç rahatsız etmeyecek. Çünkü  kestanenin o satış tezgahına nerelerden ve  ne zorluklarla geldiğini çok iyi biliyorum. Sizinle paylaşmak istedim.   Başka bir yaban konusunda görüşmek üzere.